Danışanlarımız genelde aşağıdakilere benzer şikayetler ile başvururlar:

“Hayatım sadece kaygılarımdan ibaret sanki… Oğlum telefonunu açmıyor, kesin o çocukla kavga ettiler, ya oğlum yaralandı ise, ya o çocuk yaralandı ise? Eşim geç kaldı, kesin kaza yaptı, kaç kere yağmurda araba kullanma dedim oysa ki… Müdür beni görmek istediğini söylemiş, dünkü dosyada hata mı vardı acaba? Öff, ya çok kızarsa, ya direktöre de söylerse? …Bu böyle sürüp gidiyor, sanki zihnim sürekli yeni bir kaygı üretiyor ve senaryodan senaryoya atlıyor… Bundan çok yoruldum artık.”

Kaygı; kalp hızında artış, terleme, kaslarda gerginlik gibi bir takım bedensel duyumların da eşlik ettiği, geleceğe yönelik endişedir. Belirli düzeyde kaygı duymak, gelecekteki olası olumsuz durumlara karşı kendimizi hazırlamamız ve gerekli planlamaları yapabilmemiz için gereklidir. Bilimsel araştırmalar, bir miktar kaygılanmanın performans üzerinde olumlu etkisi olduğunu, ancak kaygı düzeyi çok arttığında performansın düşmeye başladığını göstermektedir. Kaygının yoğun yaşanması ve kronik hale gelmesi, kişinin iş, okul, aile hayatını olumsuz etkiler. Kaygı bozukluğu olan kişi sürekli huzursuzdur, gelecekte ortaya çıkması olası çeşitli olumsuz durum ve olaylara ilişkin yoğun endişe duyar ve bunu kontrol altına almakta güçlük çeker. Söz konusu örüntüye sindirim sistemi sorunları, boğazda düğümlenme hissi, ellerde titreme vb. bedensel duyumlar eşlik edebilir. Danışanın, kolay yorulma, dikkatini toplamakta güçlük çekme, zihnini boşaltamama, çabuk sinirleme, uyku bozukluğu gibi şikayetleri de bulunabilir.

 

 

 

 

ETİKETLER:
  • DOÇ. DR. MUHAMMED AYAZ
  • 9 Mayıs 2018
  • 245 Okunma